Rang-e khoda - Cennetin Rengi

İran Sineması'yla beni tanıştıran Bahman Ghobadi'den sonra bu sinemanın belki de bir diğer en önemli hatta en önemli ismi Majid Majidi ile sonunda tanıştım. Bu ise Rang-e khoda adlı film sayesinde oldu.

Film gözleri görmeyen küçük Muhammed'in yaşadığı zorlukları, ailesinden ayrı kalmasını, onu bir yük olarak gören babasının duygularını ve çaresizliklerini bize anlatıyor. Bir de Muhammed'in görmeyen gözlerinin yerine elleriyle Allah'ı görme ve bulma çabasını.Gözleri görmediği için köy okulunda okuyamayan, bu nedenle daha uzaktaki merkezde özel bir okulda eğitimini sürdüren Muhammed'in okulunun yaz tatiline girmesi ile köyüne dönmesi ise filmde anlatılacak olayların başlangıcı diyebiliriz.Yönetmen daha filmin başında yüzümüze bir tokattan daha fazlasını vuruyor. Simsiyah ekranda sadece arka fonda duyulan birkaç çocuk ve bir adam sesi bizi sabırsızlığa sürükleyebiliyor. Elimiz bu noktada kare kare ileri gitme tuşuna gitmek istiyor. Dayanamıyoruz. İlla bir şeyler görmek istiyor tabi gözlerimiz. Sadece sesler ve alabildiğine karanlık. Alışık değiliz. Ama yönetmen bunu yapıyor ve görüntü geldiğinde yüzümüze çarpıyor gerçekleri. Karşımıza bir öğretmen ve bir kaç çocuk çıkıyor. Hepsi kör. Az önce duyduğumuz seslerin sahipleri. Biz birkaç dakika sonra o karanlıktan kurtuluyoruz ama o çocuklar? Yönetmen günlük hayatta herkesin kendisi için üzüntü duyabileceği bir karakter üzerine çok dramatik sahneler ekleme ve dramın tozunu kat kat arttırma şansına sahipken bunu yapmıyor. Amacı bu değil zaten. 

Ama filmde anlatılan tam olarak Muhammed'in hayatı değil. Babasının hikayesi bu. Bu hikayeyi anlatmak için ise Muhammed odak alınmış. Onun üzerinden işleniyor babasının korkuları, üzüntüleri ve çaresizlikleri. Çocuk yaşlarda babasını kaybetmiş bu adam onun yüzünü bile hatırlamıyor. Karısı öleli birkaç yıl olmuş. İki kızı, Muhammed'i ve yaşlı annesinden başka bir şeyi yok. Fakir. Hayatını daha yaşanılabilir kılmak istiyor ama bunun gerçekleşmesi için Muhammed'i bir engel olarak görüyor. Evlenmek istediği kadının ailesine Muhammed'den bahsetmiyor. Görme engelli bir oğlum var diyemiyor. "İki kızım ve anam." Planlar yapıyor bu ayaklarına bağ olan çocuktan kurtulmak için. Vicdanıyla baş başa kalıyor. Düşünüyor, taşınıyor yine düşünüyor. Filmde orman içinde çalışırken babasının duyduğu garip sesler var. İşte bu babasının vicnadıyla olan muhasebesini tasvir ediyor. O ses babayı çok ürkütüyor her seferinde. Ses'in Muhammed'i düşündüğü zamanlarda gelmesi ise buna bir işaret olarak yorumlanabilir. Filmin sonunda ise yüzleşiyor hepsiyle. Baba'nın bu yaşadığı ikilemleri, sıkıntıları ve ruh halini ise annesiyle yaptığı o iç yakıcı konuşmada görüyoruz. Yukarıda yazdıklarımızı bir bir söylüyor anasına. Sitemin kralını yapıyor.Ki bu Allah'a isyan etme noktasına geliyor son raddede.
Sonunda onun sinemasıyla tanıştığımı yukarıda belirtmiştim. Yönetmenin dört filmi daha var elimde ve izlenmeyi bekleyen diğer elliye yakın film arasında kesinlikle en başta onlar. Filmdeki sahneler, karakterler, oyunculuklar kısacası herşey çok iyi. Çok çok iyi bir sinematografi örneği sunuluyor bize. İnanılmaz güzel kareler yakalanmış. Bunun yanında dediğim gibi yönetmenin daha fazla göz yaşı daha fazla gişe mantığını elinde bol bol işleme imkanı varken yapmaması ise gerçekten çok önemli. Film hakkında daha yazacak o kadar çok şey var ki. Ama şimdilik bu kadar yeter.

Uzun lafın kısası çakma Amerikan ve Türk dramlarından bıkmış alternatif isteyenlere şiddetle önerebileceğim bir film Rang-e khoda. Film İngilizce'ye The Colour of Paradise,Türkçe'ye ise Cennetin Rengi diye çevrilmiş.

8/10


btemplates

0 yorum: