Beed-e majnoon / Söğüt Ağacı / The Willow Tree
8 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu kör olan Youssef(Parviz Parastui), içinde tekrar görmeye dair hiç bir umudu kalmadığı anda yeniden görebilme ihtimali doğar. Hayat onun için 8 yaşından beri çok zordur. Ama Youssef çalışmış çabalamış üniversitede profesörlüğe kadar yükselmiştir. Bunun yanında evlenmiş ve küçük bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Film görme engelli birinin yaşadığı zorluklardan çok, manevi bir hava ekseninde ilerliyor. Ve verdiği mesaj şükretmek üzerine. DİKKAT ! Çok fazla Spoiler içerir aşağıda yazanlar.
Youssef şöyle bir mektup yazıyor filmin başlarında. 40 küsür seneye yakın görmediği hayatının geri kalanı için dua ediyor bir nevi.
Sana söylemem gereken bir şey var.Yoksa beni tamamen unuttun mu? Ben Youssef. Yarattığın bütün güzelliklerden mahrum olup asla şikâyet etmeyen kişi. Aydınlık ve parlaklığın yerine kasvet ve karanlıkla yaşadım. İtiraz etmedim. Mutluluğu ve huzuru bu küçük cennette buldum. Sıkıntı ve güçlükle geçen bunca zaman yetmezmiş gibi şimdi de daha fazlasına mı katlanmamı istiyorsun? Bu yolculuktan sevgili ailemin yanına dönebilecek miyim? Yoksa bu hastalığa diz mi çökeceğim? Alın yazımı kime şikâyet edebilirim ki? Bana biraz merhamet etmen için sana yalvarıyorum. Hayatımı bağışla.
Bunları yazdıktan sonra ise bu mektubu Mesnevi'nin arasına koyuyor. Tek istediği yeniden görebilmek. Allah'a dualarının yegane sebebi bu. Kendisi için, ailesi için olabilecek en güzel olay. Sonra ilerleyen günlerde tekrar görebilme umudu doğuyor ve bunun için Paris'e yol alıyor. İki ay gibi bir süre zarfında Paris'de kalıyor Youssef. Hastanede kendisi gibi İranlı olan Morteza(Mohammad Amir Naji) ile tanışıyor. Ve gurbette birbirlerine arkadaşlık ediyorlar. Youssef'un görme umudu varken, Morteza gün geçtikçe görme kabiliyetini yitirmektedir. Bir kaç ay sonra ise tamamen gözleri görmez hala gelecektir. Yapılan incilemeler sonucu Youssef için görme umudu doğar ama fazla umutlu olunmaması istenir. Youssef hastahanenin bahçesinde bulunun havuzun başında içinden şöyle der;
Hatalı olduğumu biliyorum. En büyük hatam Senin büyüklüğünü yeterince bilmemekti. Şimdi anlıyorum ki Sen beni merhamet kitabından silip atmadın. Beni unutmadın. Sen benimlesin ve beni korursun. Bir de lütufların tamamlansa. Mademki elimden tuttun yalvarırım, yolumu aydınlat. Yalvarırım. Işığa başka herkesten daha fazla hasretim. Eğer bu karanlıktan çıkabilirsem daima seninle birlikte olacağım.
Burada ettiği duaların karşılığını altığı için mesuttur. Bunlar için Allah'a şükreder ve daima onunla birlikte olacağına dair söz verir. Bu olaylar yaşanırken etrafında genellikle Morteza vardır. Morteza cevizi ve ceviz ağaçlarını çok sever. Youssef'in yanına her geldiğinde ona ceviz ikram eder ve üstüne basa basa yemesini, şifa bulacağını söyler. Burada yönetmenin ceviz ile ne anlatmak istediğine ise yazının sonunda değineceğim. Keza cevizle birlikte kullanılan diğer sembollerin de. Sonunda Youssef ameliyat olur. Başarılı geçmiştir ameliyat ama ya karanlıklar aydınlığa kavuşmazsa korkusu da vardır. Bandajların açılacağı sabah'ı bekleyemez Youssef. Yattığı yatakta içi içine sığmaz. Büyük bir merak içerisindedir. Kolay mı ?. Onlarca sene içinde yaşadığı zifiri karanlık belki de yok olmuştur. Öğrenmenin tek bir yolu vardır, bandajları açmak. Dayanamaz ve bandajları açar Youssef. Görüyordur. Duaları kabul olmuştur. İlk başta inanamaz. Tamamını açamadığı gözlerini ışık gelen yerlere doğru çevirmeye çalışır. Koridora çıkar ve görmenin tadını çıkarır. O taraftan bu tarafa yarım yamalak koşmaya çalışır. Kıpır kıpırdır içi. Kozasından yeni çıkan bir kelebek gibi keşfetmeye çalışır etrafını. Artık bütün dertler geride kalmıştır. Görüyordur. Hayatta tek istediği şey gerçekleşmiştir ve Paris'den ayrılma vakti gelmiş, İran'a gitmek için uçaktaki yer alınmıştır.
Buraya kadar anlattıklarımı filmin birinci yarısı diye adlandırabiliriz. Çünkü filmin kalanı tamamen farklı bir gidişata sahip. Youssef'in ameliyatından ve görmeyen gözlerinin açıldığından herkes haberdardır ve onu karşılamak için havaalanında yerlerini almışlardır. Karısı, kızı, annesi, arkadaşları, öğrencileri.. diye uzar gider.
İşte burada belkide sinema tarihinin en etkileyici sahnelerinden biri ortaya çıkmıştır. Yusuf'un annesini o kalabalıkta bulması, en son sekiz yaşında gördüğü annesini. O sahneyi anlatmak yetmez diye videosunu veriyorum.
İşte bu sahne. Uzun zamandır gözlerimi yaşartan tek sahnedir. Zaten şu sahnede içi titremeyen insan yoktur filmi izleyenler arasında.
Bu karşılama sahnesinin anne-oğul karşılaşmasından sonra önemli bir noktası daha var. Burada Youssef gözlerini etrafta dolaştırırken elinde kamerası ile ona gülümseyen Pari(Leila Outadi)'yi görür. Pari gayet mutlu ve heyecanlı göründüğü için
Youssef ilk başta onu eşi zanneder. Ama bir kaç dakika sonra annesi ona gerçek
eşini ve kızını gösterecektir. Burada bir hayal kırıklığı yaşadığını söyleyebiliriz
Youssef'un. Bunun nedeni olarak ise Pari'nin eşi Roya(Roya Taymourian)'dan
daha güzel olmasını gösterebiliriz. Youssef hayatı sorgulamaya başlar. Başkalarına
muhtaç geçirdiği günlerin geride kaldığını, yeni bir başlangıç yaptını düşünür. Bunların
yanı sıra artık Pari'ye aşık olmuştur ve ailesine eskisi kadar önem vermemektedir.
Pari'yi ziyarete gittiği bir gün hem Pari'yi kaybeder hem de ailesini. Çünkü karısı
onu gizlice takip etmiş ve Pari'ye olan ilgisini kendi gözleriyle görmüştür. Roya kızını
alıp memleketi olan Kashan'a gider. Youssef eve geldiğinde annesini karşısında görür
ve annesinin ona olan can yakıcı sözleri sonrası şunları söyler;
Ne hayatı? Hiç kimse geçen onca sefil yıllara,tek bir söz etmeden nasıl katlandığımı biliyor mu? Herkes benim için üzüldü.Sen,karım, çevremdeki herkes. Artık kimseye ihtiyacım yok. Hakkım olan hayatı istiyorum.Hayatımın en güzel yılları heba oldu. Etrafına bir bak, sahip olduğum şeylere bak.Buna yaşamak diyebilir misin? Bir avuç dolusu hiç! Dört ağaç ve bir evin küçük bircennet olduğunu sanıyordum! Bu cennetten sıkıldım.Kendi hayatımı yaşamak istiyorum.Evet, kendi yoluma gitmek istiyorum! Bunu anlayabilir misin? Anlayabilir misin, söyle!
Youssef kendini sokaklara vurur. Ordan oraya karanlıklar içerisinde savrulur. İsyan eder, bağırır çağırır ama nafile. Evinin bahçesindeyken aklına ortalığı dağıtırken savurduğu, içine yazdığı mektubu sakladığı Mesnevi gelir. Onu içine düştünü havuzdan çıkarır ve mektubu okumaya başlar.
Allah’ım yeni bir hayata başlamak için bir şans daha istiyorum.Daha fazla okuyamaz. Yaptıklarının farkına varır. Verdiği o sözlerin, ettiği yeminlerin karşılığında sözünde durmadığını anlar. Bir şans daha istemeye yüzü var mıdır ? Beed-e majnoon / Söğüt Ağacı işte böyle bir film. Eline geçen o mükemmel ikinci şansı kullanamayan bir adamın hikayesi. Bu detaylı ve spoilerin dibine vurduğumuz yazıdan sonra Majid ve diğer unsurlar hakkında da iki kelam edelim.
Hatırlarsanız Majid Majidi'nin Rang-e khoda - Cennetin Rengi filminden geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim. O hikayede de görme engelli bir çocuk başroldeydi. Keza bu filmde de aynı durum söz konusu ve yine görme engelli bir başrol karakteri karşımızda. Rang-e khoda - Cennetin Rengi'nde filmin başında karanlık bir ekrandan başka bir şey yoktu. Beed-e majnoon / Söğüt Ağacı'nda ise Majid aynı plana başvurmuş. Simsiyah bir ekran ve sadece Youssef'un içinden konuşmaları. Bu sadece benzer sahnelerden birisi. Diğerlerini Majid'e ayıracağım bir postta bahsedeceğim. Bunun yanında başroldeki Parviz Parastui Youssef rolü ile döktürmüş. Çok başarılı. Filmi tek başına sırtlanmış ve yürümüş. Morteza rolü ile Majid'in diğer filmlerinde de oynayan Mohammad Amir Naji karşımızda. Kendisi az da olsa yer alıyor filmde ve
ayrı bir hava katıyor yer aldığı sahnelere. Özellikle söylediği Türkçe parça çok güzeldi.
Yanılmıyorsam Azeri parçası.
Gelelim Majid'in kullandığı metaforlara ve bunlarla yazıyı bitirelim. Bunlardan ilki Morteza'nın sürekli dilinden
düşmeyen ve Youssef'e verdiği ceviz.
Sufi anlatımında ceviz yalnızca hakikati değil aynı zamanda hakikate giden yolu da anlatmada en güzel simge olarak seçilmiştir. Ceviz tümüyle nefse benzetilmiş ve dıştan içe doğru nefsin perdelerinin kaldırılmasıyla hakikate eş deyişle öze nasıl ulaşılacağının bir göstergesi olarak kullanılmıştır.
İşte burada Youssef'in nefsi ile olan mücadelesi anlatılıyor. Gözleri açılmasına rağmen, istedikleri ve duaları kabul olmasına rağmen o nefsiyle olan mücadeleyi kaybediyor sonunda. Bununla birlikte Youssef'in gözleri ilk açıldığında gördüğü bir karınca var. Filmin sonunda ise yazdığı mektubun üstünde gezen bir karınca daha.Meskenet. Yani tembellik ve miskinlik. Buna yer yoktur deniliyor. Oysa Youssef "Eğer bu karanlıktan çıkabilirsem daima seninle birlikte olacağım." diyordu göremediği zamanlarda. Görmeye başladıktan sonra ise çalışmayı bıraktı. Dünya zevklerine esir düştü. Tembelleşti anlayacağınız. Filmin sonunda görülen karıncayı buna yorabiliriz. Filmde gözümüze çarpmayan başka metaforlarda olabilir. Bir kez izlediğim için hepsini yakalayamadım.
Karınca, tasavvufta, herkesin kendi gücü oranında yapabileceği kadarını yapmasını temsil eden sembol bir hayvandır. Didinme ve çalışma, karıncanın özgün bir vasfı olduğu gibi, sufîde de aynı nitelik bulunmalıdır. Sufîlik yolunda meskenete yer yoktur.
7.5/10







0 yorum:
Yorum Gönder