Bacheha-Ye aseman / Cennetin Çocukları
Film yukarıdaki adlarıyla biliniyor. 1997 yapımı ve altında İran'lı yönetmen Majid Majidi'nin imzası var. Film aslında en saf tabiriyle bir çif ayakkabının hikayesi. Bu filmi ilk olarak bu şekilde tanımlamamız mümkün ama Madij Majidi ve onun sinemasının kendisine has bütün öğelerini de taşıdığından bahsetmemiz gerekir. Majid'in şu saatler itibarı ile beş filmini izlemiş bulunuyorum ve izlediğim filmlerini yazdıktan sonra kendisi için ayrı bir başlık açmayı düşünüyorum. Çünkü açılması ve üzerine konuşulması gerekiyor bu yönetmen hakkında. Bu arada belirteyim film hakkında aşağıdaki yazı spoiler içerir .
Kardeşi Zahra(Bahare Seddiqi)'nın ayakkabılarını tamirciden alan Ali(Amir Farrokh Hashemian), eve dönerken uğradığı bakkala girmeden önce elindekileri bakkalın dışına koyar. Geldiğinde bıraktıkları yerindedir, kız kardeşinin ayakkabıları hariç. Hemen paniğe kapılan Ali bir yandan ayakkabıları aramaya koyulurken bir yandan da mazeret bulmaya çalışır. Bunun nedeni ise kardeşinin o ayakkabılardan başka giyecek bir diğer ayakkabısının olmayışıdır. Zahra ilk başta Ali'ye çok kızar, haklıdır da ama abisini babasına/annesine şikayet etmez, edemez. Babası evin geçimizi zar zor idare etmekte, annesi ise rahatsızdır. Ali kardeşine söz verir. Ayakkabısını bulacaktır. Ama işler istediği gibi gitmez. Ayakkabı bulunamaz ve aileye bundan bahsedilmez.
Çözüm olarak sabahları okula giderken Ali'nin ayakkabılarını Zahra giyecektir ve okuldan çıktığı anda koşarak Ali'nin yanına gelip öğlenden sonra okula giden Ali'ye ayakkabıları verecektir. Ve böylece hikaye başlar. İki kardeşin o yokluk içinde ayakkabılarını bile paylaşmasının hikayesi.Ali'nin kardeşine olan üzüntüsü ve mahçupluğu günler geçtikçe artar. Sınıfta elde ettiği başarı sayesinde kazandığı kalemini bile kardeşine verir. O'na göre bu kalem Zahra'nın hakkıdır. Ali'nin ise başına okula geç kalma sorunu çıkar. Zahra'yı her gün ayakkabıları almak için beklerken okula geç kalır. Bunu müdür farkeder ama Ali'ye neden günlerdir geç kaldığını sorduğunda bir cevap alamaz. O küçücük çocuk utancından ya da ezilmişliğinden olsa gerek bunun ayakkabıları yüzünden gerçekleştiğini söyleyemez.Filmin devamında ise Zahra'nın kaybolan ayakkabılarının akıbeti ortaya çıkar, Ali sırf üçüncülük ödülü yeni bir spor ayakkabı diye kardeşi için kazanabileceği bir yarışı üçüncü bitirmeyi kafasına koyar...
Ali yarışmayı kaçıncı bitirir ?, ödül olarak ne alır ? bu soruların cevaplarını ise filmi izlediğinizde bulacaksınız. Yazının başında da dediğim gibi bu film Majid Majidi sinemasının temel öğelerini barındırıyor. Doğal, saf bir hikaye, yoksul, tabiri caizse kendi yağında kavrulmaya çalışanların hayatlarından kesitler. Bununla birlikte bu yoksulluğun yanına, şehirdeki modern hayatı ve insanların lüks diye tabir ettiğimiz imkanlarını ekleyerek aynı sınırlar içerisinde
birbirlerinden tamamen farklı tarzda hayat süren aileleri gözümüzün içine sokuyor. Gelir adaletsizliği ve bölüşümünün aynı yaşta olmalarına rağmen çocuklar arasında yaşam standardı bakımından ne kadar büyük farklar olduğunu anlatıyor.
Yönetmen bu filmde çoğu filminde çalıştığı Mohammad Amir Naji ile de çalışmış. Karşımıza Ali ve Zahra'nın babası rolü ile çıkıyor oyuncu. Ve diğer filmlerinde olduğu gibi döktürüyor. Film 1997 Oscar Ödülleri'nde En İyi Yabancı Film Kategorisi'nde adaylık kazanmış. Ama Oscar Life Is Beautiful'a gitmiş o sene.Şöyle bitirelim yazıyı. Bu güzelim filmi izleyin. İzledikten sonra tavsiye edin, başkaları izlesin.
8/10
Kardeşi Zahra(Bahare Seddiqi)'nın ayakkabılarını tamirciden alan Ali(Amir Farrokh Hashemian), eve dönerken uğradığı bakkala girmeden önce elindekileri bakkalın dışına koyar. Geldiğinde bıraktıkları yerindedir, kız kardeşinin ayakkabıları hariç. Hemen paniğe kapılan Ali bir yandan ayakkabıları aramaya koyulurken bir yandan da mazeret bulmaya çalışır. Bunun nedeni ise kardeşinin o ayakkabılardan başka giyecek bir diğer ayakkabısının olmayışıdır. Zahra ilk başta Ali'ye çok kızar, haklıdır da ama abisini babasına/annesine şikayet etmez, edemez. Babası evin geçimizi zar zor idare etmekte, annesi ise rahatsızdır. Ali kardeşine söz verir. Ayakkabısını bulacaktır. Ama işler istediği gibi gitmez. Ayakkabı bulunamaz ve aileye bundan bahsedilmez.
Çözüm olarak sabahları okula giderken Ali'nin ayakkabılarını Zahra giyecektir ve okuldan çıktığı anda koşarak Ali'nin yanına gelip öğlenden sonra okula giden Ali'ye ayakkabıları verecektir. Ve böylece hikaye başlar. İki kardeşin o yokluk içinde ayakkabılarını bile paylaşmasının hikayesi.Ali'nin kardeşine olan üzüntüsü ve mahçupluğu günler geçtikçe artar. Sınıfta elde ettiği başarı sayesinde kazandığı kalemini bile kardeşine verir. O'na göre bu kalem Zahra'nın hakkıdır. Ali'nin ise başına okula geç kalma sorunu çıkar. Zahra'yı her gün ayakkabıları almak için beklerken okula geç kalır. Bunu müdür farkeder ama Ali'ye neden günlerdir geç kaldığını sorduğunda bir cevap alamaz. O küçücük çocuk utancından ya da ezilmişliğinden olsa gerek bunun ayakkabıları yüzünden gerçekleştiğini söyleyemez.Filmin devamında ise Zahra'nın kaybolan ayakkabılarının akıbeti ortaya çıkar, Ali sırf üçüncülük ödülü yeni bir spor ayakkabı diye kardeşi için kazanabileceği bir yarışı üçüncü bitirmeyi kafasına koyar... Ali yarışmayı kaçıncı bitirir ?, ödül olarak ne alır ? bu soruların cevaplarını ise filmi izlediğinizde bulacaksınız. Yazının başında da dediğim gibi bu film Majid Majidi sinemasının temel öğelerini barındırıyor. Doğal, saf bir hikaye, yoksul, tabiri caizse kendi yağında kavrulmaya çalışanların hayatlarından kesitler. Bununla birlikte bu yoksulluğun yanına, şehirdeki modern hayatı ve insanların lüks diye tabir ettiğimiz imkanlarını ekleyerek aynı sınırlar içerisinde
birbirlerinden tamamen farklı tarzda hayat süren aileleri gözümüzün içine sokuyor. Gelir adaletsizliği ve bölüşümünün aynı yaşta olmalarına rağmen çocuklar arasında yaşam standardı bakımından ne kadar büyük farklar olduğunu anlatıyor.
Yönetmen bu filmde çoğu filminde çalıştığı Mohammad Amir Naji ile de çalışmış. Karşımıza Ali ve Zahra'nın babası rolü ile çıkıyor oyuncu. Ve diğer filmlerinde olduğu gibi döktürüyor. Film 1997 Oscar Ödülleri'nde En İyi Yabancı Film Kategorisi'nde adaylık kazanmış. Ama Oscar Life Is Beautiful'a gitmiş o sene.Şöyle bitirelim yazıyı. Bu güzelim filmi izleyin. İzledikten sonra tavsiye edin, başkaları izlesin.
8/10




0 yorum:
Yorum Gönder